“Adı çıkmış dokuza, inmez sekize.”, “Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar.” Sözlerinin öznesi olarak görülebilecek bir dizidir benim gözümde. Genelde dizinin popüler olmasıyla beraber hem beğenenleri, kitlesi, hem de eleştirenleri tarafından yanlış ve eksik bir şekilde anlaşıldığını düşündüğüm bir dizidir. Aşağı yukarı hem ana karakterlerinin, hem de yan karakterlerinin detaylı bir şekilde işlendiği, hikayelerinin mümkün mertebe gözler önüne serildiği, yalnızca “suç” olarak adlandırdığımız eylemlerin değil, onların arkasında yatan sebepleri, arka planın da gözler önüne serildiği, Adana’nın dar, sıkışık, renkli sokaklarını, mahallelerini, insanlarını bize olabilecek en gerçekçi şekilde tanıtan, bölgenin sosyo-ekonomik ve kültürel yapısını, zihniyet, gelenek ve hayat pratiklerini yansıtan hem renkli, hem de acı dolu bir dizidir. Bu acıya yedikleri ve içtikleri de dahildir bu arada. Diziyi izlemeyip sosyal medyada dizi ile ilgili kısa kesitleri ve videoları izleyen vatandaşlar bu diziye “hırt dizisi” derken ana akım medya ve eski nesil de bu diziyi “sosyal çürüme” ile anmakta, “ahlaki çöküşü tetikleyen”, “gelecek nesillere kötü örnek olan” bir “tehdit” olarak algılamaktadır. Bu diziyi biraz izleyen ve anladığını iddia edenler ise dizinin aslında insanlara suça ucundan bile bulaşan insanların sonunun ağır olduğunu göstermeye çalıştığını iddia etmektedir. Mesele benim gözümde bu kadar basit değildir. 2 tarafın da değinmediği şey karakterlerin arka planıdır. O karakterlerin içinde bulunduğu hayat şartlarıdır. Orada doğan hiçbir insana “ sırf kötü insanlar oldukları için veya keyfi olarak suç işliyorlar.” demek doğru değildir.

Dizide ucu açık bırakıldığını düşündüğüm şeyler de var. Örnek olarak 4. Sezonda hapishanede yoklama alınırken Özgür isimli karakter ve Cihangir isimli karakterin soyadları farklı. O sezona kadar bu 2 karakteri kardeş olarak biliyordum. Ama Özgür ve Cihangir kardeş değilse Özgür’ün ailesi nerede? Savaş’ın annesine ne oldu? Tümer anin erkek kardeşini öldürüp kan davasını başlatanlar kimlerdi? Hüseyin Sarsılmaz ile Savaş’ı tanışma nedeni tam olarak neydi? Gökhan abi ilk kez neden ve ne zaman hapse girdi? Gökhan abinin ailesi neredeydi? Neden camcıyken sonradan “gayrimeşru oldu”? Doğan abi neden hapse girdi ve girmeden evvel ne yapıyordu? Berto karakteri neden uzun zaman boyunca Cihangir ile karşılaşmamıştı? Vedo ve Bilocan öldü mü? Garip’e ne oldu? Seyit’i kim vurdu? Mecit dayı neden hapse girdi? Adnan, İsmail dayı, Yıldırım gibi karakterler nasıl hapse girmemeyi başardı? Sami ağanın kardeşi Salim, eşini neden öldürdü? Bunun gibi belki daha fark etmediğim birçok detay olabilir.
Dizinin tüm hikayesini kronolojik anlatmak gibi bir şe yapmayacağım. Ama ana hikayeyi genel anlatılandan farklı şekilde anlatmaya çalışacağım. Dizide 5. Sezona kadar aslında Adana’nın en merkezindeki, en tepesindeki kişi Sami Ağa karakteridir. Dizide 2. Sezonla beraber hem doğrudan hem dolaylı olarak ana karakterlerin Sami Ağa ile eşitsiz mücadelesi gözler önündedir. Sami ağanın başka iş adamlarıyla, uyuşturucu tüccarları ve polislerle olan ilişkisi bu mücadeleyi daha eşitsiz kılmaktadır.
Özgür, Seyit, Cabbar, Cihangir ve Savaş dizinin ilk bölümünde gördüğümüz kadarı ile yolunu bulmaya çalışan, Adana’da diğer vatandaşlar gibi diken üstü bir hayat yaşayan ve bir şekilde yırtma, kendi geleceğini kurtarma mücadelesi veren hırslı ve gözü yüksekleri arayan bir neslin temsilcisidir. Hayalleri tüm mahallenin birbiriyle dayanışarak geçinmesini sağlayan ana aktörler olmaktır.
Hürriyet mahallesi insanları için polise uzaktan hürmet edilir ama bu insanların bağlılık hissettikleri şey kanunlar değil yaşadıkları yerin gelenekleri, örfleri, hayat pratikleri, insan ilişkileri, aidiyet ve teamülleridir. Suç denilen şey mahallenin ayıp, ahlaksızlık veya zulüm olarak algıladığı şeylerdir. Mahallede düzeni, nizamı, barışı, adaleti sağlayan ileri gelenler, büyükler vardır. Bunlar barış masasını, cemaati kuran, taraflar arasındaki meseleler karşısında arabuluculuk yapan kişilerdir. En üst karar mercii de bu kişilerdir. Mahallenin kendi savaş ve barış teamülleri, yazısız kuralları, hukuku vardır. Bölgede kan davaları, günlük kavgalar, hırsızlık, uyuşturucu gibi sorunların nasıl çözüleceği, barışın, taraflararası barışın nasıl sağlanacağı her zaman ana meselelerdir. Taraflar arasında barışı sağlamak için tarafları bir masade cemaat, kolektif bir grup, bir aile olarak toplamak, bu toplantıdan sonra bir kuzu kurban etmek, kanını tarafların alnına sürmek, aynı şeyi iş kurduktan sonra da yapmak barış ve dayanışmayı sağlama çabalarının örnekleridir. Bu aileler kolektif olarak işlerini sürdürmektedir. Hırsızlık ise aile ve cemaat olarak hırsızlık, uyuşturucu ise yine bir cemaat olarak uyuşturucu işi yapılır. Herhangi bir kolektif grubun içerisine dahil olmayan ailelere de ihtiyaçları konusunda yardımcı olunur. Tabi bu yardımı yapmak için gelir elde yöntemleri yine hırsızlık olabilmektedir. Mahallede uyuşturucu gençler arasında sık tüketilmektedir. Ancak birçok aile bu uyuşturucunun mahallede satılması ve evlatları tarafından tüketilmesinden rahatsızdır. Ve bunlara karşı bir şeylerin yapılmasını istemektedir. Burada da yine mahallenin diğer gençleri ve bazı büyükleri kolektif olarak öne çıkmaktadır. Mahalle sorumluluk alacak, inisiyatif alacak, yönetecek birilerini istemekte ve bunlara hürmet etmektedir. Çatışma, kavga, anlaşmazlıklar mahallenin kanıksadığı bir şeydir. Küçük yaştan itibaren bu her mahalleli için geçerlidir. Bu çatışmaları da dolayısıyla cemaati toplayarak, aielecek, tarafları bir araya getirerek, büyüklerin öncülüğünde çözmeye çalışmak teamüldür.

Hikayeye dönecek olursak Seyit, Cabbar, Özgür, Cihangir ve Savaş kendi yolunu bulmak, gençlere “ doğru dürüst abilik etmek” istemekte ve onları “kardeş” olarak kabul etmektedir. Büyüğe saygı (hürmet ve itaat) ve küçüğe sevgi (himaye altına almak, kol kanat germek, merhamet etmek, ihsan etmek), aileci toplumsal yapının ve kolektivizmin bir çıktısı olarak burada yansımaktadır. Bu durum Türkiye gerçekliği ile gayet örtüşmektedir. Dizinin yaptığı şey de aslında çok farklı, çok alakasız, özgün ve yaratıcı bir hikaye anlatmak, bir fantazi anlatmak değildir. Doğrudan gerçekliği yansıtmaktır. Dizi polyannacılık oynamamaktadır. Hatta dizinin yönetmeni Kadri Beran Taşkın, Sıfır Bir ekibinin bir başka dizisi olan “Sokağın Çocukları” isimli dizinin ismiyle ilgili olarak “Çocukların sokağı olmaz, sokağın çocukları olur.” Demiştir. Yani sokak, çocukların değildir. Çocuklar sokaklarındır. Sokak sadece bir tane sokaktan ibaret değildir. Darlığı, sıkışıklığı, park edilen arabalar, kalabalık, çok fazla çocuk ve bunların sebep oldukları ilişkiler, çatışmalar sokağı sokak yapan ve o sokakta yaşayan insanların tüm hayatını şekillendiren faktörlerdir. Çocukların hayatını şekillendirir sokaklar. Kavga etmek, dayak yemek, ayakta kalmak, dışlanmak, hırçınlık, dostluk, güvensizlik, samimiyet, sıcaklık, bir şeyleri beraber yapmak, beraber cezalandırılmak, korumak, sesini çıkarmak sokağın çocuklara kattığı şeylerdir. Bunlar, çocukların kimliğini oluşturur. Dizinin introsunda, ara sahnelerinde, diyaloğun olmadığı sahnelerde bizler yine sokakları, çocukları, beraberliği, canlılığı ve kavgaları görmekteyiz. Bunlar da yine gündelik hayattan kopuk, alakasız şeyler değil, gündelik hayatın gerçek parçalarıdır. Olanı anlatmak ne zamandan beri insanlara kötü örnek olmak olmuştur?



Türkiye’de birçok şehirde, ilçede, mahallede çeşitli çeteler, mafya faaliyet göstermekte, bunlar sokaklarda ve sosyal medyada kendini göstermekten çekinmemektedir. Bunlar arasındaki güç mücadelesi, çatışmalar, ölümler, yaralanmalar, bunların işlediği suçlar, ocağına ateş düşen, incir ağacı dikilen, ocağı sönen aileler, kör kurşuna, “kim vurdu”ya gidip ölen insanlar artmaktadır. Peki tüm bunlara bir dizi ve türevlerini sebep göstermek ne kadar doğrudur?

Kurtlar Vadisi, Kurtlar Vadisi Pusu, Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz gibi çeşitli diziler de bu ülkede çekildi. Bu diziler ailecek izlenen dizilerdi. Ve karakterlere komplolar kurulması bu dizileri izleten önemli nedenlerdendi. Sıfır Bir’deki karakterler İstanbul’da takım elbise giyen, holdingleri olan, kendileri yerine başkalarını çatıştırıp yalılarında şarap, viski içen karakterler olsalardı bu kadar eleştirilmezlerdi. Vatandaş kendisi ile aynı sorunları yaşayıp gayrimeşruya bulaşan insanlardan nefret edebilirken kendisi ile aynı sınıftan olmayan gayrimeşru hayatın zengin, takım elbiseli aktörlerine hayranlık duyabilmektedir. Mehmet Karahanlı, Laz Ziya gibi, Süleyman Çakır, Polat Alemdar gibi karakterler işledikleri onca suça rağmen hayranlık duyulan karakterler iken Savaş, Cio, Özgür ve türevlerinin gençlere kötü örnek olduğunun iddia edilmesi ters değil midir? Süleyman Çakır’ın öldüğü bölümü izledikten sonra sinir ve üzüntüden oğlunu döven baba haberleri medyaya yansıyordu Türkiye’de. Süleyman Çakır uyuşturucu da kullanan, eşinide aldatan, eşine şiddet de uygulayan maço bir erkekti. Süleyman Çakır Türkiye’deki herhangi bir erkeğe en yakın, en benzeyen karakterdi. Laz Ziya eşini ve kızını, Testere Necmi annesini öldüren, Hüsrev Ağa ise uyuşturucu işi ile uğraşan bir adamdı. Kadınlar, çocuklar ve uyuşturucu birçok dizide de, gerçek hayatta da vatandaşların hassas olduğu, kırmızı çizgi olarak gördüğü unsurlardır. Kurtlar Vadisi’nde bu hassasiyetler bir çok kez çiğnendi Bunlardan hangisi hayranlık duyulacak işler yaptı? Kurtlar Vadisi sadece gençlere değil, tüm ailelere kötü örnek oluyordu ve dizi Kurtlar Vadisi Pusu ile beraber uzun yıllar, bölümler boyunca devam etti ve kimse bundan şikayetçi olmadı. Bunun benzerini Sıfır Bir’de “Anafor” rolünü oynayan Burak Şahin de dile getirmiştir.

Gelelim suç meselesine. Gerek dizide, gerek gerçek hayatta işlenen hiçbir suç sadece insanların ahlaksız olmasından, sosyal çürümeden, insanların keyfinden değil, yaşanılan şartlardan, eşitsiz hayatta kalma mücadelesinden kaynaklanmaktadır. Genç yaşta bir insanın kan davası yüzünden başkasını öldürmesi de, evlenip aile kurması da, ailenin legal veya illegal işlerini devralması da, marabalık veya ırgatlık yapması da, kavga etmesi de, kendi düzenini kurma ve ön plana çıkma veya uyum sağlama, kendini beğendirme çabası da içinde bulunduğu ailenin, topluluğun ona yüklediği sorumluluklar, beklentiler ve baskılar yüzündendir. Çalışan nüfusun %50’sinden fazlasının asgari ücrete ve asgari ücretten daha düşük ücretlere mahkum edildiği, asgari ücretin açlık ve yoksulluk sınırı olarak belirlenen ücretlerden bile düşük olması, insanların üzerlerine binen yük, işsizlik, geçmişte cumhuriyetin kazanımları olarak algılanan okuyup, yüksek tahsis yapıp devlet memurluğuna kapağı atma hikayesinin sona ermesi, erkeklik krizi, çaresizlik hissi, her gün kriz niteliğindeki gündemler, istikrarsızlık, emeklilik ve birikim imkanının sona ermesi, güvencesizlik, her sorumluluğun işçilere bindirilmesi, plansızlık, öngörülemezlik, umutsuzluk beraberinde vurdumduymazlığı, duygusal kutuplaşmayı, toplumsal çözülmeyi, kopukluğu getirmektedir. Yaşanan şey sosyal veya ahlaki çürüme değildir. Hiçbir zaman da ahlaki çürüme olmamıştır ve olmayacaktır. Çünkü ahlak hiçbir zaman sorunların sebebi olmamıştır. Ahlak bir sebep değildir. Bir sonuçtur. Bir çıktı veya yansımadır. Hayatın merkezinde olan bir şey de olmamıştır ahlak. Ahlaksızlık, suç olarak adlandırdığımız şeyler içinde bulunduğumuz şartların çıktısıdır, sonucudur. En baştan inşa edilmiş veya edilememiş bir yapının, sistemin çıktısıdır. Bu yüzden “Tüfek icat oldu mertlik bozuldu.” Denir. Bir teknolojik, yapısal değişiklik insanların hayat şartlarını, dolayısıyla eski ahlaki değerlerini değiştirebilen sebep olmuştur. Tersi değil. İnsanlar keyfine düşkün, ahlaksız, tembel, sorumsuz varlıklar olduğu için çalışmayı bırakıp suça yöneldi algısı doğru değildir. Suçların, hayatın gerçeği, normali haline geldiği, cezalandırılmadığı/cezalandırılamadığı, insanların çalışarak bir şey elde edemeyeceği anlaşıldığı, çalışarak bir şey elde edebileceğine yönelik bir inancı kalmadığı için bu sürekli diken üstü, eşitsiz hayat mücadelesinde insanların suç eğilimi artmaktadır. Mesele sadece bir enflasyona, faize, dövize, dizilere ve ahlaka indirgenemez. Sıfır Bir, Sokağın Çocukları gibi dizilerin ortaya çıkma sebebi de mevcut gerçeklikten başka bir şey değildir. Bu diziler suçların sebebi değil sonucudur.

