Tümer abi karakteri bana kalırsa “Sıfır Bir: Bir Zamanlar Adana’da” isimli dizinin en bahtsız, en acı dolu karakteri. Diğer karakterlerin de acı dolu geçmişleri var tabi. Cihat’ın abisi öldü, Savaş’ın çocuk yaşta babası öldü ve babasını öldüren kira sahibini öldürdü, çocukluğu göç ile geçti. Cio’nun anası evlatlarını kaybetti. Cabbar grubun kahrını çekip herhangi bir karşılık alamadan öldü. Vedo dostunu kaybedip yalnız kaldı. Dizide ölmeyen 2-3 karakterden biriydi. İsmail dayı yeğenlerini kaybetti ve sonra da kendisi öldürüldü. Nesih abi gayrimeşru hayata bulaştı, müebbet hapis cezası aldı. Bu yüzden evlenmek istemedi. Ama onu ikna eden Sultan ile evlendi. Çocuğu olacaktı ama Sultan öldürüldü ve doğmamış çocuğu da öldürülmüş oldu dolayısıyla. Çünkü karısı hamileydi. Anafor karakteri önce kardeşini, sonra evleneceği kadını (Hülya), sonra o kadının kardeşini (Cemal), sonra dostunu (Cemo) kaybetti ve son sezonda Gökhan abi tarafından öldürüldü. Adez’in sadece nenesi vardı, kimsesizdi ve öldürüldü. Bu liste böyle uzayarak gider. Ama bu liste bu kadar uzayarak gidiyorsa Tümer abi karakteri benim için neden bu kadar vurucu oldu?
Tümer abi karakterini diğer karakterlerden ayıran şey, bu gayrimeşru hayata diğerleri gibi bulaşan biri olmamasıdır. Onun sorunları kan davası ile başlamıştır. Kardeşi ve kardeşinin eşi kan davası yüzünden öldürülmüştür. Savaş ve arkadaşları ona “intikamı” için “yardım etmiştir”. İntikamını aldıktan sonra Mecit dayısı ve Arif ve Veysi isimli yeğenleri ile, yani öldürülen erkek kardeşinin oğulları ile Adana’nın şehir merkezinden uzakta mütevazı bir hayat yaşarken Savaş ve arkadaşlarının firar durumu ve intikamı konusunda onlara yardımcı olmuştur. Savaş ve arkadaşları firarken onları evinde saklamıştır. Yeğeni Veysi, Anafor’un Hülya ile düğünü esnasında Seyfi’nin gençleri tarafından öldürülmüştür. Düğün baskınını yapan gençlerden “Kedi Ömer” lakaplı genç de orada öldürülmüştür. Kendisi “Arap Osman”ın kardeşidir. Bu da Tümer abinin hayatında bir kan davası anlamına gelmektedir. Arap Osman kardeşi “Kedi Ömer”i, Tümer abi ise yeğeni Veysi’yi düğünde çıkan çatışmada kaybetmiştir ve dolayısıyla birbirleriyle kan davalılardır. Kan davalarında suç hiçbir zaman şahsi olmaz. 2 taraftan birinin soyu kuruyana kadar kan davaları devam eder. Bu, denetimin ve yazılı kuralların olmadığı kolektif hayatın ve teamüllerin gerçekliği ve yansımasıdır.

“Arap Osman” mahalleye dönüp ailesine bir tomar para ile ziyarete geldiğinde babası ona öfkesini kusmuştur. Parayı da kabul etmek istememiştir. Oğlu için de kaygılıdır. Ortada bir erkeklik krizi vardır. Diken üstü kolektif bir hayat yaşayan mahallede genç bir erkek üzerine binen yükün çıktısı gayrimeşru bir hayattır. Bu gençler kendilerini başkalarının piyonları olarak bulmaktadır. Buna ise “abi-kardeş ilişkisi” denmektedir. Bu da kolektivizmin başka bir sonucudur. Arap Osman’ın babasına söylediği son şey “Ben bu kan davasını bitirecem. Kardeşimin bu kan davası ile büyümesini istemiyorum.” olmuştur. Ama Arap Osman’ın mahalleye girdiğini mahallenin çocuklarından haber alan Savaş ve arkadaşları Tümer abiyle beraber sokaklara inmiş ve Arap Osman ile arkadaşlarını öldürmüşlerdir. Arap Osman’ı Tümer abi öldürmüş ve intikamını almıştır.
Sonrasında Seyfi’nin ekibi ile Savaş’ın ekibi aynı cezaevinde hapse girmiştir. Seyfi, Sami ağa tarafından desteklenmiş ve eline hapishanede silah verilmiş bir silah ve uyuşturucu satıcısıdır. Eskiden de hapishanededir. Abisi Hipodromcu Zeko’nun adamları Cihat’ın abisi Hüseyin Sarsılmaz’ı öldürdükten sonra Hipodromcu Zeko da öldürülmüş ve Cihat, abisinin intikamını almıştır. Seyfi bundan sonra hapisten çıkıp intikamını almak ve mahallede silah ve uyuşturucu satmak istemiştir. Sami ağadan silah, adam, para ve uyuşturucu konusunda destek almıştır. Ama Savaş’ı ve ekipteki büyük başları öldürememiş, onların yerine Tümer abinin yeğeni Veysi’nin, Anafor’la evlenecek olan Hülya’nın, küçük bir çocuğun ölümüne neden olmuştur. Arap Osman’ın kardeşi Kedi Ömer de Savaş’ın ekibine sıkan Seyfi’nin gençleri arasındadır ve o da çatışmada Savaş’ın arkadaşları tarafından öldürülmüştür.

Seyfi’nin arkadaşı Uğur’un sevgilisi uyuşturucu satarken yakalanınca Uğur’u ifşa etmiştir. Seyfi ve ekibinin hapse atılma nedeni budur. Aynı gün şafak operasyonu ile Savaş ve arkadaşları da hapse girmiştir. Bunlar arasında Anafor ile evlenecek olan Hülya’nın kardeşi Cemal de vardır. Cemal de bir ebeveyn desteği ile yetişmeyen bir uyuşturucu bağımlısıdır. Sessiz ve gariban bir çocuktur. Kendinden başkasına zarar vermemiştir. Ne var ki hapishanede Savaş ve arkadaşları Gökhan abinin de desteğiyle beraber Seyfi’nin koğuşunu bastıktan sonra Cemal, Seyfi tarafından koğuşta silahla vurularak öldürülmüştür. Seyfi ve ekibinden hepsini öldüren Savaş ve arkadaşları başka bir cezaevine gönderilmiş, firar olan Cihat, Arif, Sero bir hücre evinde kalırken mahalleye bakmak zorunda kalmıştır.

Arif ve Sero, Adez ile beraber düğün baskınını yapan Seyfi’nin adamlarını öldüren firarilerdendi. Sero, Anafor’un da arkadaşı ve Cihat’ın adamıyken Arif, Tümer abinin öldürülen erkek kardeşinin oğullarındandır. Cihat, işlettiği cinayetlerden sonra Arif ve Sero ile firar evindedir. Seyfi’nin ölümünden sonra firar evini bulan Sami ağa, adamlarına emir vermiş, adamları ise yalnızca Arif’i ve bir arkadaşını o evde bulmuş ve onları öldürmüştür. Tümer abi ise bu haberi Mecit dayısı, Savaş ve arkadaşlarıyla beraber hapishanedeki televizyondan öğrenmiştir. Önce erkek kardeşi, şimdi de erkek kardeşlerinden kendisine emanet kalan yeğenleri öldürülmüştür. Ayrıca Seyfi’ye silah veren gardiyan da susturulması için Sami ağanın emriyle beraber çocuğunun önünde öldürülmüştür. 2 yeğeninin de ölümüyle beraber Tümer abi hapishanede akıl sağlığını korumak konusunda iyice zorluk çekmekte ve tanımadığı, yakın görmediği kimseye dost düşman ayırt etmeksizin güvenememektedir. Kapalı ve dar hapishane onu daha da kötü etkilemektedir. En son mahkemeyle beraber Mecit dayı da hapisten çıkmıştır. Mecit dayı da Cemal gibi suç işlemeden hapse giren ve öldürülen bir karakter olmuştur. Sami ağanın adamları dışarıda birbiriyle tavla oynayan İsmail dayıyı öldüremese de yaralamış ve Mecit dayıyı öldürmüştür. Tümer abi bu haberi hapishanede öğrenmiştir. Orada “Ne diyim gardaş? Mecit dayı ölmüş, canım yanmuyür. Hislerimi kaybettim. Savaş, hani dohtur iyi gelecehti, deli mi oluyürum la yohsa ben?” demesi beni derinden etkilemişti.

Derinden etkileme sebebi ise sıradan herhangi bir gariban vatandaşı yansıtmasıydı benim gözümde. Tümer abinin aşama aşama kötü gidişatı gözler önüne serildi. Adamın ailesinden kimse kalmadı. Hayatı sürekli sıradan bir vatandaş gibi kayıplar ve kaygılar ile geçti. Onun karakter gelişimi, kayıpları daha sürekliydi. Bu hayata hırsızlık, illegal işlerden dolayı değil, kan davaları ile girdi. Kendi tercihi olmayan bir şey yüzünden tüm hayatı şekillendi, bir sıradan vatandaşınki gibi. Ve sıradan vatandaş gibi o da hislerini kaybetti, o da güvenini kaybetti, o da bu acımasız hayata göre yaşadı. Sürekli sorunlarla yaşamaktan ötürü bünyesi sorunlara alışıktı. Esnaf olup “yırtma” hayali vardı. Bir türlü gerçekleştirme fırsatı bile elde edemedi. Türkiye’de temsil edilmeyen, hiçbir güvencesi olmayan, diken üstü bir hayat yaşayan, kolektif bir grubun beklentileri ile kimliğe sahip olan, dost-düşman ayrımı ve paranoya ile yaşayan, hayatı krizler görmekle geçen ve bu yüzden herhangi bir hissiyatı, toplumla bağı, umudu, güveni, beklentileri, yerleşikliği kalmamış, vurdumduymaz hale gelmiş vatandaşı tam anlamıyla temsil ediyordu Tümer abi. Tümer abiyi 4 sezon boyunca izledikten sonra gözümde canlanan şey bu oldu. Bu yüzden karakter bana hem çok gerçekçi, hem de çok vurucu gelmişti.
Kendisi tedavi görmeyi kabul etmiş ama ilaçlarını içmemişti. Doktor ondan hissettiklerini yazmasını istemişti. Bunun üzerine Tümer abi ölmüş yeğenlerine mektup yazıp kendi hapishane ranzasında yastığının altına saklamıştı. Bir gün yine tedaviden dönerken başka bir koğuşun ağası olan Yahya’nın, onunla işbirliği yapan baş gardiyan Necip’in ve hepsinin bağlı olduğu Sami ağanın organizasyonuna bağlı olarak 2 tane genç tarafından defalarca bıçaklanarak öldürülmüştür. 2 tane mahkum ellerindeki büyük bıçaklarla beraber öldürdü Tümer abiyi. Tümer abinin elinde hiçbir bıçak yoktu. Aşırı derecede fazla bıçaklandı. Hatta öldükten sonra da defalarca bıçaklandı. Bu sahneyi benim için daha da acımasız yapan şey Tümer abinin ilk kez rahat rahat yürümesi ve paranoyak davranmamasıydı. Gardiyanlar maltanın kapılarını Tümer abinin öldürülmesini planlayıp kitlediği için Tümer abinin kaçacak yeri bile olmamıştı.

Tümer abi de öldürüldüğünde Tümer abinin sülalesinde hiçbir erkek kalmadı. İş cinayeti veya bir doğal afet yüzünden ölen herhangi bir baba ile aynı hissi oluşturdu bu bende. Türkiye’de 2026’nın Eylül ayında iş cinayeti yüzünden ölen 220’den fazla işçinin ailesinin düştüğü durum ile Tümer abinin sülalesindeki tüm erkekleri kaybeden kadınlar birbiri ile paraleldir.
Tümer abi kan davası ile bu hayata giren tek kişi değildi. İsmail dayı ve Salih abi de kan davası yaşayanlardandı. Salih abi de kan davası ile yaşayan ama çetecilik ile yargılanıp hapse giren bir karakterdi ve onu da 4. sezondan 6. sezon sonlarına kadar izledik. Ama Salih abi tüm ailesini kaybeden, hislerini kaybeden ve Tümer abi gibi işlenen bir karakter değildi. Hayatına kan davası ile başlayan, sürekli buhran, kaygı ve paranoya ile bir çıkmazın içinde her gün daha kötüye giden, yakınlarını, akrabalarını, en sevdiklerini teker teker kaybedip daha da çaresiz ve hissiz hale gelip bu sürece alışan ve hislerini kaybedip vurdumduymaz olduğu yolda paranoyak olmadığı tek anda acı verici bir şekilde öldürülen bir karakterdi Tümer abi. İşte bu yüzden benim için hem gerçekçi olması hem de vurucu olması sebebiyle ölümünden en çok etkilendiğim kişi Tümer abi.
