Fitokimyasal Nedir?
Fitokimyasallar, bitkiler tarafından sentezlenen doğal bileşenlerdir. Bitkiler bu bileşikleri; UV ışınları, böcekler ve diğer çevresel stres faktörleri gibi tehditlere karşı kendilerini korumak için bir savunma mekanizmasının parçası olarak üretirler.
“Fitokimyasal” tanımı oldukça geniş bir bileşik ailesini kapsar. Bu nedenle fitokimyasallar, kimyasal yapılarına ve biyolojik aktivitelerine göre farklı gruplara ayrılır. Polifenoller, alkaloidler, azot içeren bileşikler, organik sülfür bileşikleri, fitosteroidler ve karotenoidler bu gruplardan bazılarıdır.
Bu gruplar arasında bilimsel araştırmalara en çok konu olanlardan biri polifenollerdir. Polifenoller insan yaşamı için elzem değildir ancak polifenollerden zengin ve çeşitli bir beslenme, sağlığın desteklenmesine katkıda bulunabilir.
Polifenoller sebze, meyve, tohum, sert kabuklu yemiş, çay, kahve ve şarap gibi pek çok besinde doğal olarak bulunur. Aynı zamanda birçok besinin kendine özgü renk, koku ve aromasının oluşmasına katkıda bulunurlar.
Doğada 8.000’den fazla polifenol bulunduğu bilinmektedir. Bir besin genellikle tek bir polifenol değil, birden fazla polifenol çeşidi içerir. Bununla birlikte farklı besinlerde farklı polifenoller daha yüksek miktarlarda bulunabilir. Örneğin yeşil çay kateşinler açısından zenginken, yaban mersini antosiyaninler açısından öne çıkar. Ancak burada önemli bir ayrım var: Bir besinin belirli bir polifenol açısından zengin olması, yalnızca o polifenolü içerdiği veya belirli bir sağlık etkisini tek başına sağlayabileceği anlamına gelmez. Besinlerin içerdiği bileşikler bir bütün olarak ele alınmalıdır ve sağlıklı beslenmenin temelinde de çeşitlilik yer almaktadır.
Polifenollerin Sağlık Faydaları
Peki polifenollerin sağlığımız üzerindeki olası etkileri nelerdir?
Polifenoller güçlü antioksidan ve antiinflamatuar özelliklere sahiptir. Yani kısaca, hücrelere zarar verebilen oksidatif stresin ve gerektiğinden uzun sürdüğünde sağlığı olumsuz etkileyebilen inflamatuar süreçlerin dengelenmesine yardımcı olabilirler. Bu özellikleri sayesinde polifenoller kanser, kardiyovasküler hastalıklar, tip 2 diyabet ve obezite gibi kronik hastalıklara karşı koruyucu olabilirler. Ayrıca nöronları koruyarak bilişsel sağlığı destekleyebilecekleri ve sistemik inflamasyonun düzenlenmesine katkıda bulunabilecekleri düşünülmektedir.
Polifenollerin etkileri yalnızca vücudumuzdaki hücrelerle de sınırlı değildir. Bağırsaklarımızdaki bazı faydalı mikroorganizmalar polifenolleri parçalayarak farklı bileşiklere dönüştürür. Bu süreç sonucunda ortaya çıkan biyoaktif metabolitlerin bazıları, yararlı mikroorganizmaların gelişimini destekleyebilir, bağırsak hücreleri için enerji kaynağı olabilir ve bağırsak bariyerinin, yani bağırsak ile vücudun geri kalanı arasındaki koruyucu sınırın, sağlıklı şekilde çalışmasına katkıda bulunabilir. Yani polifenoller birer prebiyotik olarak görev yaparlar.
Polifenollerin genel etkilerinden bahsettikten sonra, belirli polifenol gruplarıyla ilişkilendirilen bazı sağlık etkilerine de örnek verebiliriz.
Örneğin insan ve hayvan çalışmalarının sonuçlarına göre, kateşinden zengin yeşil çay ve kakao, stres yanıtının düzenlenmesinde rol alan HPA aksını modüle ederek stresle ilişkili kortizol düzeylerini azaltabilir. Bu nedenle anksiyete ve depresyon üzerindeki olası etkileri de araştırılmaktadır. HPA aksından önceki yazılarımda bahsetmiştim. Bu link üzerinden ulaşabilirsiniz: https://www.yorucu.com/bagirsaklar-beyin-ve-ruh-hali-iliskisi/
İzoflavon içeren soya ve kuru baklagiller ise fitoöstrojen olarak görev yapabilir ve östrojen reseptörlerini etkileyebilir. Bu nedenle postmenopozal kadınlarda menopozla ilişkili sıcak basması gibi semptomların hafifletilmesine yardımcı olabilir. İzoflavonların daha yüksek serotonin aktivitesi ve daha az depresif semptomlarla ilişkisi de araştırılmaktadır.
Yaban mersini gibi orman meyvelerinde ve kırmızı şarapta bulunan, bu besinlere kırmızı-mor renklerini veren antosiyaninler de bir başka polifenol grubudur. Antosiyaninlerin serotonin ve dopamin sistemleri üzerindeki etkileri ve ruh hali ile ilişkileri araştırılmaktadır.
Soğan, elma ve çayda bulunan kuersetin ve kaempferol gibi polifenoller ise nöronları oksidatif hasara karşı koruyabilir. Ayrıca duygu durumunu ve bilişsel süreçleri düzenlemede önemli bir mekanizma olan sinaptik plastisiteyi destekleyebileceklerine dair bulgular bulunmaktadır.
Bunlar, polifenollerle ilişkilendirilen sayısız etkiden yalnızca birkaç örnek. Buradan çıkarmamız gereken temel sonuç ise polifenollerin çok çeşitli besinlerde bulunduğu ve vücudumuzda pek çok farklı biyolojik süreçle etkileşime girebildiğidir. Ancak belki de burada en önemli noktayı tekrar hatırlamakta fayda var: Örneklerdeki besinlerin hiçbiri mucizevi değildir. Bir besinin belirli bir polifenol açısından zengin olması, onu diğer besinlerden üstün yapmaz. Fitokimyasallar ve polifenoller de tek başlarına mucizevi etkiler göstermez. Polifenoller, sağlıklı yaşam tarzı alışkanlıkları ile birlikte yeterli ve dengeli bir beslenmenin bir parçası olarak alınmalıdır.
Daha Fazla Polifenol Almak İçin
Peki günlük hayatımızda daha fazla polifenol almak için ne yapabiliriz? En basit cevaplardan biri şu: Gökkuşağının her renginden besinleri düzenli olarak tüketmeye çalışın. Burada asıl hedef belirli bir besini sürekli tüketmek değil, beslenmenizdeki bitkisel çeşitliliği artırmaktır.
Haftada 30 Çeşit Bitkisel Besin
Akdeniz diyetinde de olduğu gibi, ne kadar çeşitli beslenirsek o kadar iyi. Çeşitli bir bitkisel beslenme, bağırsak mikrobiyotasının çeşitliliğini ve bağışıklık sistemini destekler. Aynı zamanda kronik hastalık ve inflamasyon gelişme riskinin azalmasıyla ilişkilendirilmiştir.
Peki 30 sayısı nereden geliyor?
Bu sayı, bağırsak mikrobiyotası üzerine yapılan ve haftada 30 veya daha fazla farklı bitkisel besin tüketen kişilerde, 10 çeşit tüketenlere kıyasla daha çeşitli bir bağırsak mikrobiyotası gözlemleyen bir araştırmadan geliyor. Ancak 30 sayısını bir “başarı sınırı” gibi düşünmek gerekmiyor. Buradaki asıl mesaj, mümkün olduğunca farklı bitkisel besinleri beslenmenize dahil etmek. 30’a ulaşamadığınız bir hafta, beslenmenizin yetersiz olduğu anlamına gelmez. Önemli olan çeşitliliği artırmaya çalışmaktır.
Üstelik bu çeşitlilik yalnızca sebze ve meyvelerden oluşmak zorunda değil. Tohumlar, sert kabuklu yemişler, otlar, baharatlar, kuru baklagiller ve tam tahıllar da bu çeşitliliğe katkıda bulunabilir. Bunları beslenmenize dahil etmek düşündüğünüz kadar zor olmayabilir. Hatta öğünlerinizi daha eğlenceli hale getirebilir.
Salatalarınıza kabak çekirdeği gibi çıtır tohumlar, ekşi veya tatlı aroma verecek meyveler ya da farklı baharatlar ekleyebilirsiniz. Kefir, yoğurt veya süte kabuklu yemişler, tohumlar ve meyveler ekleyerek smoothie veya bowl hazırlayabilirsiniz.
Birkaç çeşit kuru baklagili bir araya getirerek humus benzeri tarifler oluşturabilir, havuç ve salatalık gibi çiğ sebzelerinizi bu karışımlara batırarak keyifle tüketebilirsiniz.
Tencere yemeklerinizi hazırlarken de bir çılgınlık yapıp her zamanki tarifinizin dışına çıkabilirsiniz. Daha fazla çeşitte ve renkte sebzeyi aynı öğünde buluşturmayı deneyebilirsiniz.
Beslenmenin yanında diğer yaşam tarzı alışkanlıklarınızı da gözden geçirmeyi unutmayın. Yeterli ve kaliteli bir uyku ile düzenli fiziksel aktiviteyi hayatınızın bir parçası haline getirin. Sevdiklerinize zaman ayırın ve olumlu sosyal ilişkiler kurun. Rutinden çıkmaya korkmayın, hayatınıza biraz heyecanlı kaos ekleyin. Bir yaşam amacı edinin. İlgi ve becerilerinizin olduğu alanlarda üretmenin keyfine varın. Ve son olarak, mümkün olduğunca stresinizi yönetmeye ve henüz gelmemiş yıllar için bugünden endişelenmemeye çalışın.
Sevgiyle, sağlıkla ve huzurla kalın!
