Herkesin hayatında belli dönemlerde gündüz kuşağı programları izlenmiştir. Henüz yeterince yetişkin olmayan kişiler maruz kalır, toplumun önemli sayıda bir kısmı kaçırmadan takip etmeye çalışır. Dolayısıyla izlenme oranları son derece yüksek olduğu için yıllardır hala oldukları yerde yayınlarına devam ediyorlar. Kayıpları bulma, küsleri barıştırma, yıllardır görüşmeyen insanları birbirine kavuşturma gibi masum konuların yerini; her yıl biraz daha ürpertici cinayetler ve çarpık aile ilişkileri almaya başladı. Cinayetlerin, ahlaki değerlerin hiçe sayıldığı ilişkilerin, büyük suçlara karışmış insanların üzerine inşa edilen gündüz kuşağı televizyon programlarında, neden en fazla bu konular işleniyor? Toplumumuzda ”böyle aileler, böyle insanlar da var, bunlar kötü örnekler” diyerek görece insanlara yardımcı olmak için mi, daha fazla izlenme aldığı için mi?
Bu programlar sayesinde şahit olduğumuz kötü örnekler, toplumda suça bakış açısını nerelere götürdü? Suçlara ve suçlulara zorunlu olarak alışmış gibiyiz. Artık birçok örneğini gördüğümüz cinayetlere , kadınların üzerinden yapılan para kazanma yöntemlerine, ‘’dayanamadım öldürdüm’’, cümlelerine kadar alıştık mı? Güncel haberlere ulaşmamız çok kolayken, zaten hızlı bir şekilde herhangi bir uygulamadan veya haber kanalından hızlıca yaşananları öğrenebiliyorken, gün bazında total reyting sıralamasında en çok izlenme alan yapımlar yine bu programlardan çıkıyor. Bu da büyük bir kesimin yayınları severek, sevmeyerek veya nötr bir tutumla bile olsa izlediğini gösteriyor. Sunucular seviliyor, belli davaların takibini canlı yayında yapıyorlar ve bu merak uyandırıyor diye düşünülebilir ancak dikkat edilmesi gereken konu, reklamları ile beraber yaklaşık üç saat devam eden yayınlarda sonucunu çoğu zaman göremediğimiz davalardan aklımızda ne kalıyor: ‘’Ne kadar kötü insanlar var.’’
Geniş izleyici kitlesi sayesinde, kayıp kişileri bulma konusunda hızlı geri dönüşler almaları bir gerçek olabilir ama izlenen yanlışlıklar toplum nereye gidiyor umutsuzluğunu destekliyor. Ahlaki değerlerden yoksun örnekleri görmek bizi daha empati kurabilen insanlar haline getirmiyor. Örneğin Tik-Tok uygulaması üzerinden insanların neler yaptığını ayrıntılı öğrenmek uygulamadaki kullanıcı sayısını azaltmıyor ve yanlış da olsa kişilerin özel hayatları bir şekilde şov veya yayın içeriği haline geliyor. İçimizdeki temel değerleri zehirleyen konuları, bazen sadece açılmak için açılan büyük ekranlarda farklı programlardan gün boyu gördükçe, sosyal medyada yorumlarda tartıştıkça, kimileri yozlaştı kimileri de daha çok para kazandı.
Yozlaşmak nedir? Bir kişinin, toplumun veya bir şeyin özündeki iyi nitelikleri, değer yargılarını ve niteliklerini, dış etkenlerle zamanla yitirmesi, bozulması ve kendi ahlaki değerlerini kaybetmesi demektir. Masumiyeti kaybederek, samimiyeti kaybederek, maddiyata bağlı durumların değerlerini yükselterek, daha çok kazanmak için bireyselleşerek yozlaşıyoruz. Yavaş yavaş sindirdik kamusal suçları da ahlakın kayboluşunu da.
Bütün bunlar tabii ki bir tek televizyon programlarından, sosyal medya içeriklerinden veya dizi-film yapımlarından dolayı yaşanmıyor ama yanlış örneklere bu kadar çok yer verilmesi sorgulamaya yeter diye düşünüyorum. Belki de bu yüzden insanlar gülümseten anıları daha çok özlüyor. Eğlendirmesi için yapay içeriklere yönelim artıyor çünkü gerçek dünyada gösterilmeye devam eden; bireysel, ahlaki, ailevi ve sosyal değerlerin uçuruma sürüklendiği.
İyilik ve samimiyet besleyen insanların sayısı azalmaya mı başladı peki? Aslında sadece sarsıcı derecede kötü örnekler daha fazla izleniyor. Sonuç olarak gördüklerimize, alışmaktan öte yapabildiğimiz çoğunlukla bir şey olmuyor. Elinde, aracında, evinde herhangi bir suç aletini bulunduran insanlara, yozlaşmış ilişkilerin süslediği sahte yaşamlara umarım daha fazla alışmayız. Bunun için kararlılıkla, gerçek hayatta cezaların yeniden düzenlenmesi, izletilenlerin gerekirse tamamen yayından kaldırılması gerektiğini savunuyorum.
Duruma bir de gelişim açısından bakalım. Çocukluk döneminde, en çok öğrenme açlığının olduğu dönemde, çocuklar anlamasa da arkada televizyon açıktır ve doğal öğrenme biçimleri sayesinde duyduklarını zihinlerine kaydederler. Birçok ahlaki değerin temeli atılırken şahit oldukları şeylerle, gençlik ve yetişkinlik çağına ulaşırlar. Sevgiden çok kavgayı, ortaklıktan çok anlaşmazlığı ve tartışmayı, insanların iyi niyetle yaklaşımlarından çok aldatmalarını, görerek veya duyarak büyüyen çocukların, sonraki yaşamlarında neler yaşayacaklarını düşünelim. Ve bugün kendimizi. En başından buraya kadar ifade etmek istediğim; büyük puntolarla yazılan başlıklar ve hayatımızda birkaç saat yer alan bazı programlarda, televizyonu veya videoyu kapatana kadar olanlara üzülüyoruz. İnsanlarla empati kuruyoruz. Sonra ise fazlasıyla gördüğümüz cinayetler, değerlere aykırı ilişkiler, toplumu günümüzdeki haline getiriyor. İzliyor ve kapatıyoruz ama gerçek hayatta etkileri bu kadar sessiz olmuyor.
