Siyaset nedir?
Siyaset kavramı ne anlama geldiğiyle ilgili olarak mutabakatın sağlanmasının en zor olduğu kavramlardan birisidir. Üstelik zamandan zamana, mekandan mekana, görüşten görüşe, disiplinden disipline veya alandan alana göre farklı şekillerde ifade edilebilmektedir.

Siyaset kavramının anlamının mekandan mekana değişimine örnek verilecek olursa Antik Yunan döneminde kullanılan politika ifadesi Aristoteles, Platon gibi yazarlara göre polisin idaresini ilgilendiren işler, eylemler olarak algılanırdı. Politika polis kökünden türer. Polis ise kent devleti demektir. Antik Yunan’da 100’lerce kent devleti yani polis bulunurdu.

Siyaset kavramı Arapça veya Farsça kökenli bir sözcüktür. Seyislikten türer. Seyis at bakıcısı veya terbiyecisi olarak ifade edilebilir. Hükümdar deyimi yerindeyse adil, erdemli, gerekirse aslan gibi kararlı, gerekirse de tilki gibi kurnaz ve merhametli bir şekilde yönetim yetkisi ve sorumluluğunu kullanarak “sürü”sünü gütmeli ve onları tımar etmelidir. Bunun yolları az da olsa toplum içinde meşrulaşan ilkelere, kurallara sahip olmaktır. Nitekim bireylerin öznel kapasitelerini gerçekleştirebilmelerinin imkan şartı Michael Foucoult’a göre sosyal sınırlardır. Bunlar dışsal etmenlerdir. Dışsal etmenlerin olmayışı serbestliğe neden olur. Serbestliğin belirsizlik getirme olasılığı vardır. Belirsizlikler karşılıklı güvenmezliğin olduğu bir kaos ortamı oluşturur. Bu yüzden dışsal sınırlar insanlara bir güvence sağlar ve yol haritası çizer. Aynı zamanda özgürlüğün ve serbestliğin insanlara yüklediği sorumluluklardan bu yol ile kaçar insanlar. Bunu ise geleneksel siyaset anlayışına, liyakate dayalı klasik Çin ve Osmanlı bürokrasisine, Konfüçyüs gibi yazarlara göre despot bir hükümdar sağlamakta, güvenlik, adalet, idare gibi eylemlerin yukarıdan aşağıya (üstten asta) doğru yapılması beklenmektedir. Nitekim siyasetname yazarları, felsefeciler, devlet görevlileri bilge ve erdemli yöneticilerden, aydınlanma sonrası yazarlar ise aydın despotlardan bahsetmektedir. Danışmanlar, şur’a’lar, kurultaylar hükümdara yardım eden elit ve elitist bilgelerden oluşmaktadır. Kelimelerin etimolojisine ve doğdukları mekana göre yapılan bu analizden sonra farklı tanımlamalara, açıklamalara geçilebilir.

Osmanlı’da siyaset kavramı pratikte, gündelik hayatta infaz, öldürmek, ölüm, idam gibi anlamlara gelmektedir. Siyaseten katl ifadesi de buna örnektir. Siyaseten katl, devlet yetkililerinin kaderinin, hayatının aslında padişahın iki dudağının arasında olması anlamına gelmektedir. Padişahın uygunsuz bulduğu bir şey yapmak veya padişah tarafından güçlü bir aktör veya tehdit olarak algılanmak beraberinde ölüm emrini getirebilir. Mesela “Şu kişinin siyaseti vaciptir.” şeklindeki bir ifade aslında o kişinin ölümünün, öldürülmesinin gerekli olduğunu ifade eder. Başka bir örnek verilecek olursa “Şu kişinin siyaseten katli mübahtır, halel getirmez.” gibi bir ifade o kişinin idam yoluyla öldürülmesinin gayrimeşru olmadığı, meşru olduğu anlamına gelmektedir.

İktisadi açıdan siyaseti anlamak için Thomas Malthus, Carl Marx gibi isimlere bakılabilir. Thomas Malthus’a göre kaynakların ve insanların artış oranları birbirinden farklı ve bu fark gün geçtikçe artmaktadır. Kaynaklar aritmetik artarken insanlar sanki mitoz bölünen hücreler gibi geometrik artmaktadır. Kaynaklar 1,2,3,4 diye artarken insanlar 1,2,4,8 diye artıyor. Bu ne demek diye sorulacak olursa cevap kaynakların insanlar karşısında gün geçtikçe kıtlaştığıdır. Siyaset denilen şey ise bu kıt kaynakların kim/kimler tarafından, hangi kriterlere dayanarak dağıtılacağıdır.

Kamu maliyesi alanına ve vergi hususlarına bakıldığında ise siyasetin başka bir boyutu görülebilir. Vergi özel mülkiyeti kamu mülkiyetine çeviren iktisadi ve politik bir araçtır. Bu aracı iktidar kullanır. Vergi ve temsil ilişkisi ise siyaset için oldukça mühim bir konumdadır. Nitekim hem İngiliz Devrimi’nde, hem Amerikan Devrimi’nde hem de Fransız Devrimi’nde ana konular vergi ve temsil ilişkisi olmuştur.

Uluslararası ilişkilerde yapısal realist yazarlara (örn: John Mearscheimer) göre ve uluslararası hukukta uluslararası ilişkilerin ve siyasetin ana aktörleri devletlerdir. Anarşist düşünürler dışında devletler kurulduğundan bu yana devletsiz bir sistem tahayyülü sunan bir hukukçu veya düşünür pek bulunmamaktadır. Yani iktidar insanların anlam yüklediği, inşa ettiği, aslında soyut olan devlettir.
Siyasal olan şey iktidar ilişkileriyle ilgili olan bir şey olarak ifade edilmektedir. İktidar da kaynakların paylaştırılmasıyla ilgilenir. Cennet ile dünyayı ayıran şey kaynak ve zamanın sınırsızlığıdır. Bu yüzden dünyada siyasete ihtiyaç duyulur. Yani siyaseti iktisadi alana göre siyaset yapan şey sınırlar, kaynakların sınırlarıdır. Gerek iç hukuk, gerek uluslararası hukuk, gerek Weber gibi düşünürler bu konuda devleti başat ve yasal, meşru yetkili olarak görür. Burada hukuk-iktisat ve siyasetin birbiriyle ilişkisi görülmektedir. Nitekim uluslararası ilişkiler açısından bakılacak olursa uluslararası ilişkiler; uluslararası hukuk-uluslararası iktisat ve uluslararası siyasetin birbiriyle olan ilişkilerinin toplamıdır. Tabi buna ulusların kendi iç dinamiklerini, iktisadi, toplumsal güçleri vs. de eklemek gerekebilir. Kısaca siyasetin devlet olmadan daha iyi yapılabileceğine inanan Proudhon gibi anarşist yazarlar dışında hukukçular, siyasetçiler, siyaset felsefecileri için devlet siyasetin imkan şartıdır.

