Yazar: Şeyda AKSOY

Herkesin hayatında belli dönemlerde gündüz kuşağı programları izlenmiştir. Henüz yeterince yetişkin olmayan kişiler maruz kalır, toplumun önemli sayıda bir kısmı kaçırmadan takip etmeye çalışır. Dolayısıyla izlenme oranları son derece yüksek olduğu için yıllardır hala oldukları yerde yayınlarına devam ediyorlar. Kayıpları bulma, küsleri barıştırma, yıllardır görüşmeyen insanları birbirine kavuşturma gibi masum konuların yerini; her yıl biraz daha  ürpertici cinayetler ve çarpık aile ilişkileri almaya başladı. Cinayetlerin, ahlaki değerlerin hiçe sayıldığı ilişkilerin, büyük suçlara karışmış insanların üzerine inşa edilen gündüz kuşağı televizyon programlarında, neden en fazla bu konular işleniyor? Toplumumuzda ”böyle aileler, böyle insanlar da var, bunlar kötü örnekler” diyerek görece insanlara…

Read More

Son yılların getirilerinden anlık memnuniyet üzerine araştırmalar yapılıyor. Talebimize ulaşma yollarının kolaylaşması ve daha fazla isteğimize ulaşabiliyor olmamız son derece güzelken, isteğin anında gerçekleşmesi, merakın anında giderilmesi, belirsizliğin hemen çözüme kavuşturulması; hiç bekletilmeden memnuniyete ulaşmak neden kötü olabilir mi? Kötü demek yerine sadece dünyada devam etmek zorunda olan dengeyi bozduğu söylenebilir. Hayatın, öyle yorumlandığı için olumsuz olan taraflarını ortadan kaldırmaya çalışmak, hızlıca tatmin olmayı ararken daha fazla tatminsizlik ortaya çıkarıyor. Sosyal akıştan örnek verelim; karşımıza, temellendirilmemiş, üzerine fazla düşünülmemiş, anlam kazanması için emek harcanmamış sadece o anlık haz veren görüntüler çıkıyor. O görünüme, ürüne, değere ulaşmak kolaylaştıkça tükenip artık tatmin…

Read More

Anlaşamadığımız konular var; başkalarıyla ama belki de en çok kendimizle. Kabul edemediğimiz hallerimiz var. Günlük hayatta esnek olmaya dair fikirlerin, gün içinde kendi haline olan kabullerin azalmasıyla yeniliklere karşı heyecanımız azalabilir. Ağır ve yanıltıcı hisleri anlayıp, baskısından arınmadan günlük rutinlere devam etmek bile zorlaşabilir. Baskı kuran yoğun düşüncelerin, hislerin etkisi ile kendi yolumuza kocaman bir kaya koyuyor olmamız, devam etmeye sabotaj değil mi? Kendini sabote etme kavramı ilk kez 1978 yılında Berglas ve Jones tarafından tanımlanmıştır (Berglas ve Jones 1978). Bu kavram; bir işi ya da görevi yerine getirebilecek kapasitede olmasına rağmen bireyin bu işi yapıp yapamayacağına yönelik belirsizlik yaşaması…

Read More

Sanatsal, edebi, felsefi ve psikolojik arkaplanları; etkilendikleri ve hiç etkilenmedikleriyle, zengin bir zihin. Yazar ve filozof olan Jean Paul Sartre, varoluşçu felsefenin önemli savunucularındandır. İçsel keşiflerini ve fikir dünyasının nesnel dünyaya yansıttıklarını okuyoruz eserlerinde.  Doğru kabul etmek ise oldukça tartışmalı. Bakışını daha iyi anlayabilmek için sadece felsefi mercekleri kullanmak eksik olur zaten birçok yazar aktardığı düşüncelerini farklı alanlar üzerinden incelemişlerdir. Burada Bulantı romanındaki bir sahneden söz edeceğim. Romanın kahramanı Antoine Roquentin, Bouville Müzesi’nin portre salonunda geziyor. Kentin saygın burjuva liderlerini ve tarihten önemli isimlerini, onu yıllardır sarsan varoluş sancısıyla inceliyor. Karakterin derin bir kırılma anı yaşadığı yorumlanır romanın eleştirmenleri tarafından.…

Read More

Temel gereksinimleri karşılamamızın kaynağı çalışmak, hakkında… Zorunludur, çoğu zaman zordur ama dünya yaşamının en gerekli maddesi çalışmaktır. Bu yazımda çalışmanın psikolojik olarak bize ne ifade ettiğinden, çalışma alanı seçerken önceliğimizi nasıl belirleyeceğimizden ve insanların 2026 yılında dünyada yapmayı en çok istediği işlerden bahsedeceğim. Çalışmayı zorundalık olarak değil bilinçli bir seçim ve istek olarak değerlendirmeliyiz Sorumluluklarımızın farkında olduğumuz ve onları yerine getirmeye yetkin olduğumuz zamana gelince çalışmanın ne kadar gerekli olduğunu öğreniyoruz. Evet hayatın temel zorunluluklarından; bazı insanlar çocuk yaşta bazı insanlar oldukça ileri yaşlarında bile çalışmak durumunda kalıyorlar. Keyifli veya geliştirici deneyimler olmaktan çıkıyor çoğu zaman çalışmak kişiler için. Ancak…

Read More

Sahibi Olduğumuz Güneş Sistemi… Sanat, bilim, ekonomi, adalet sistemleri, ahlaki yapılar, dış ticaret, iç ticaret, teknoloji, üretim…Güdüsel sezgilerimize de yabancılaşıyoruz.Ruh sağlığına katkıda bulunmanın ilk adımı o ruhu tanımaktır. Mantık ve ruhun birbirinden kopmadan değerler haritamızı oluşturduğu bir dünyada yaşamayı hak ederken acaba son günlerde yalnızca tüketen miyiz, maddi, manevi her türlü enerjiyi? Bireyselci akımların etkisiyle kendimizi daha fazla önemseyerek kendimize yabancılaşmamız ironik. Arka arkaya aklımızda beliren isteklerimiz, hayatımız için belirlediğimiz rotalarımız var ve bunların özgün manevi değerlerimizi yansıtma oranı gittikçe azalıyor. Özgün olmaktan çekinmenin bir sebebi olan daha fazla çıkar bağlılığı, yalnızca kişisel değil toplum özgüvenimizi de zedeliyor. Ve sadece…

Read More

HER YERDE BEN: Ana Karakter Sendromu nedir? Ana karakter sendromu olarak adlandırılan durum:Tıbbi bir teşhis olmamakla birlikte, hayatınızın hikayesinde kendinizi ana karakter olarak gördüğünüz bir dizi davranışla tanımlanır. Bazı özel anlar vardır, etrafınızdaki herkesin gözleri size çevirilir ve tüm ışıklar üzerinizdedir. Örneğin doğum günlerinizde, tüm ilgiyi toplayabildiğinizi, kısa bir zaman için hayatınızdaki her şeyin merkezinde olduğunuzu hissedebilirsiniz. Bu his, o özel zamanlarda içinizi kaplar, oldukça güçlüdür ama bunun hayalperestliğinizin bir parçası olduğunun da farkında olursunuz. Işıklar kapanıp hayat normal akışına döndüğünde, iç dünyanızda bir eksiklik oluşmaz. Bundan farklı olarak ana karaketer sendromu, kişinin hayatının geri kalanında da merkezde olduğuna inanarak davranışlarda…

Read More

EN BELİRGİN AMA EN GÖRÜNMEYEN… Dışsal faktörler insanın doğal bir parçası olan görünür olma ihtiyacının temel bağlayıcılarından. Yıllardır geliştirilen inanç; uyum sağlamak her zaman kazandırır. Çok sık değişen modern veya post modern anlayış sistemlerine dahil olmak, olmamaktan ve otantik düşüncelerimizle hayatta kalmaya çalışmaktan daha kolay. Bedene müdahalelerin öyküsü bir anlamda da böyle başlıyor. Sadece beğenilmek için değil kabul görmek içinde standartlaştırılmış beden algılarına uyum sağlamaya çalışıyoruz. Tektipleşerek görünür olmaya çalışırken insanların öldüğüne şahit olsak bile.Bireyselliğin toplum içindeki en büyük ihtiyaçlarının başında, özgünlüğünden dolayı dışlanmaya maruz kalmamak gelir. Çünkü toplum insana dair ortak yapılar bütünüdür, kişisel değerleri dönüştürme mekanizması olmamalıdır. Ancak…

Read More

Yükselirken Kendinle Birleşmek: Severance Dizi İncelemesi Üzerinden Kabul ve Kararlılık Teorisi Aynı beden birbirinden farklı iki, belki daha fazla insanı içinde barındırabilir. içimizdeki sesleri duyarız ama kimlikleri olduğunu düşünmeyiz çoğunlukla.Onların görünür olması içinse kendi ortamlarını bulmaları yeterlidir.Çalışanlarını yaşadıkları gerçeklikten tam anlamıyla koparan büyük bir şirketin, tüm hafızalarından arınmış yalnızca verilen görevi yapan insanların olduğu ofislerin hayali ama çok gerçekçi dünyası.  Kendisi olarak binaya giren karakterler, asansör içinde çalıştıkları kata ulaştıklarında, yaşadıklarının dışındaki benlikleriyle hayatlarına devam ediyorlar. İki farklı kişiliği paylaşan bedenin farklı günün farklı zamanlarında yaşayabilecekleri sınırsız olabilir. Çalışma hayatında bambaşka biri olan karakterler. Ofislerin kişisel veya belli kesimlere hitap…

Read More