Portal, bir laboratuvarda bulunmadı. Gökyüzünden de inmedi. Dünyanın en sıradan yerlerinden birinde, bir yol çalışması sırasında ortaya çıktı.
İşçiler asfaltın altındaki sert tabakayı kırarken kepçenin dişi bir şeye takıldı. Önce eski bir su deposuna rastladıklarını sandılar. Toprak temizlendikçe yaklaşık iki metre yüksekliğinde, oval bir yüzey ortaya çıktı. Ne taşa benziyordu ne metale. Üzerinde çizik, ek yeri, menteşe ya da kilit yoktu. Yine de karşısında duran herkes aynı şeyi düşünüyordu: Bu bir geçitti.
Yüzeyi turuncuya yakın, fakat hiçbir bilinen renkle tam olarak örtüşmeyen tuhaf bir ışık yayıyordu. Fotoğraf makineleri aynı tonu kaydedemiyor; görüntü, farklı ekranlarda farklı renklere dönüşüyordu. Kısa süre içinde ona tek bir ad verildi: Portal Kapısı.
Bölge birkaç saat içinde kapatıldı. Üniversitelerden fizikçiler, mühendisler ve jeologlar getirildi. Yüzeyden örnek alınamadı. Matkap uçları kırıldı, lazer ışınları dağıldı, sıcaklık ölçümleri birbirini tutmadı. Daha tuhafı, cihazlara göre portalın hemen arkasında yalnızca toprak vardı.
İlk kaybolan kişi bir bilim insanı değil, kazı ekibindeki genç bir işçiydi. Ayağı kaydı ve portala yaslandı. Bedeni yüzeye değdiği anda, suyun içine çekilmiş gibi içeri gömüldü ve gözden kayboldu.
Onu geri getiremediler.
Sonraki günlerde portalın içine kameralar, robotlar ve insansız araçlar gönderildi. Hiçbiri geri dönmedi. Bağlantıları yüzeyi geçtikleri anda kesildi. Dünya kamuoyu kısa sürede tek bir sonuca vardı: Portal Kapısı tek yönlüydü.
Ama yanılıyorlardı.
Portaldan geçen ilk gönüllü insan gözlerini açtığında kendisini yine Dünya’da buldu. Aynı gökyüzü, aynı şehir, aynı sokaklar… Kendi evine gittiğinde anahtarı kapıyı açtı. Masasının üzerindeki çatlak fincan bile yerindeydi.
Fakat annesi mutfaktaydı.
Oysa onu altı yıl önce toprağa vermişti.
Kadın, oğlunun yüzüne bakıp neden ağladığını sordu. Adam cevap veremedi. Birkaç saat içinde başka farklılıklar da fark etti. Bu dünyada hiç tanımadığı bir erkek kardeşi vardı. Çalıştığı kurumun adı başkaydı. Çocukluğunda geçirdiği trafik kazası hiç yaşanmamıştı. Bazı insanlar hâlâ hayattaydı; bazılarıysa hiç doğmamıştı.
Üç gün sonra televizyonda bir haber gördü: Dünyanın başka bir noktasında bir Portal Kapısı bulunmuştu.
Onu buldu ve yeniden geçti.
Bir başka Dünya’ya çıktı.
Sonra bir başkasına.
Her dünya neredeyse aynıydı; fakat her birinde geçmişteki küçük bir karar başka türlü verilmişti. Birinde evlenmişti, diğerinde hiç evlenmemişti. Birinde ülkelerden biri haritada yoktu. Bir başkasında insanlık Ay’a hiç gitmemişti. Portallar onu uzak gezegenlere değil, gerçekleşmesi mümkün hayatların arasına taşıyordu.
Bilim insanları sonunda portalın bir geçitten çok, sistemdeki bir hata olabileceğinden şüphelenmeye başladı. Çünkü evrenler arasında değişmeyen tek şey portalın kendisiydi.
On yedinci dünyada araştırmacılar, yüzeyden ilk kez düzenli bir veri dizisi okumayı başardı. Dizide atomlara, yıldızlara ya da bilinen herhangi bir fizik yasasına ait bir tarif yoktu. Veriler, tekrar eden komutlardan oluşuyordu.
Bir araştırmacı günlerce ekrana baktıktan sonra sessizce konuştu.
“Bu, portalın kodu değil.”
“Peki neyin kodu?”
Kadın başını kaldırdı.
“Bizim.”
Portalın yüzeyindeki veri; maddenin davranışını, zamanın akışını ve gözlemcinin algısını belirleyen kurallarla aynı matematiksel yapıyı taşıyordu. Paralel evren sandıkları dünyalar birbirinden bağımsız evrenler değildi. Aynı sistemin, farklı olasılıklarla çalışan sürümleriydi.
İnsanlık bir evrenin içinde yaşamıyordu.
Bir simülasyonun içindeydi.
Portal Kapısı da insanlar için yapılmış değildi. Sistemi kuranların farklı sürümler arasında geçmek için bıraktığı bir erişim noktasıydı; gerçekliğin arka planına açılan bir bakım geçidi. Belki unutulmuştu. Belki de bulunması bekleniyordu.
Adam portala son kez yaklaştığında yüzey ilk kez değişti. Turuncuya benzeyen dalgalanma söndü ve yerinde beyaz işaretler belirdi. Hiç öğrenmediği halde yazıyı okuyabiliyordu.
TEST 4.218.901 TAMAMLANDI.
BİLİNÇ, ERİŞİM NOKTASINI KEŞFETTİ.
Bir satır daha açıldı.
SİMÜLASYON SIFIRLANACAK.
Adam arkasına döndü. Sokakta insanlar işe gidiyor, çocuklar okuldan dönüyor, bir kadın balkonda çamaşır asıyordu. Milyarlarca insan, birkaç saniye sonra var olmayacağını bilmeden hayatına devam ediyordu.
Elini portala uzattı.
Tam dokunacağı sırada, ilk günden beri kimsenin cevaplayamadığı soru aklına geldi: İnsan gözü neden o yüzeyi turuncuya yakın bir renkte görüyordu?
Araştırmacıların son ölçümlerinde bunun da cevabı bulunmuştu.
Portalın gerçek bir rengi yoktu.
İnsan gözü, sistemde bulunmayan bir rengi ancak bildiği en yakın renge dönüştürerek algılayabiliyordu.
