EN BELİRGİN AMA EN GÖRÜNMEYEN...
Dışsal faktörler insanın doğal bir parçası olan görünür olma ihtiyacının temel bağlayıcılarından. Yıllardır geliştirilen inanç; uyum sağlamak her zaman kazandırır. Çok sık değişen modern veya post modern anlayış sistemlerine dahil olmak, olmamaktan ve otantik düşüncelerimizle hayatta kalmaya çalışmaktan daha kolay. Bedene müdahalelerin öyküsü bir anlamda da böyle başlıyor. Sadece beğenilmek için değil kabul görmek içinde standartlaştırılmış beden algılarına uyum sağlamaya çalışıyoruz. Tektipleşerek görünür olmaya çalışırken insanların öldüğüne şahit olsak bile.
Bireyselliğin toplum içindeki en büyük ihtiyaçlarının başında, özgünlüğünden dolayı dışlanmaya maruz kalmamak gelir. Çünkü toplum insana dair ortak yapılar bütünüdür, kişisel değerleri dönüştürme mekanizması olmamalıdır. Ancak kitle toplumu karşısında artık bireysel özgünlüğümüzü çoğunlukla ‘’güvenli alanlarımızda’’ yaşayabiliyoruz. Gördüğümüzü sıfırdan tanıma, anlamlandırma yeteneklerimizi biliyor muyuz? Algılamanın sınırsız dünyasının tadını çıkarmaktansa, bakışlarımızı kabul gören beğenilere göre ayarlıyoruz. Bedene dair fikirlerimiz kendimize öz saygımızdan besleniyor diyebilir miyiz? Kendi bedenimize değil yalnızca, tüm bedenlere bakışımız şekilciliği yansıtıyor uyum sağlamaya çalışırken.
Aktör ve komedyen John Candy’nin hayatının, ailesi ve dostları tarafından anlatıldığı belgeselde şu cümleler geçiyor:
‘’Onu tanımlayanların göbek olarak nitelendireceği şey sizi aldatmasın, çünkü tokalaşırken onun ellerinin gücüne, kollarındaki çelik güce, ayak ve bacaklarının çevikliğine şahit olan çok kişi var.’’
Şekil üzerinden insanlara etiket koymanın, esnek düşünebilme yeteneğimizi körelttiğini anlatıyor bu ifadeler. Değerleri yerleşmiş hatta kimi zaman inanca dönüşmüş tektip bakış açılarına indirgemek; kayanın arkasındaki ihtişamlı dağı görememek gibi ve sonunda yine görünür olma ihtiyacımızın karşılanması için uyumlu bir kaya olmaya karar veriyoruz. Can yakıcı ve uzun vadede kaygı getiren unsurlar, yüzümüze veya bedenimize yaptığımız müdahaleler değil, öz saygımızı ezip geçerek verdiğimiz kararlar. Bu kararlar arasında son derece sıra dışı olmaya çalışmakta var. Kişilere farklı ve özel olduğunu hissettirmek için en çok beden hedef alınıyor denebilir.
Uyum kendi içinde doğru bir yol ama o da her yol gibi dengeye çıkıyor. Uyum ve denge aynı anda olmalı, özgün yaşama şeklimizde de kültürle etkileşimimizde de. Dışarıdaki fikirlere, ortak beğenilere gözümüzü kapatmadan ancak değerlerimize ve dengeli halimize uyum sağlayıp sağlamadığını sorgulayacak bilinçte olmak, ileriki nesiller için iyi bir zihinsel zemin oluşturur. Kitle toplumu kime neden ayak uydurduğunu düşünmeni istemez. Üzerine düşünecek kadar zaman bırakmadan bir sonraki akım/tarz gelir. Bunlarda sosyal hayatta ayakta durmak için çok çaba harcayan kişinin dengesini bozar. Sonucunda kabul edilmek beğenilmeye indirgenir, beğeni de neden diye sormadan uyum sağlamaya. Amaçlar da git gide daha fazla görünmek için şekillenmeye başlar. Günümüzde güzellik ve moda sektörlerinin milyarlar kazandığını biliyoruz. Ruh ve beden dengesinin bozulmasıyla, bu sektörler bize daha iyi hissettirmek algısıyla büyüyorlar.
Genel belirleyicilerin ne kadar yozlaştığını kendi bakışımızdan sorgulamalıyız. Görünürlüğün onaylanması tutkunluğa dönüşmüş olsa da değişim her zaman her yerde.