
SAHA TEMİZLENDİ
Bir savaşın en korkunç emri üzerine
Savaş, şehri çoktan terk etmişti. En azından insanlar öyle sanıyordu.
Bombardımanın üzerinden on yedi gün geçmişti. Bir zamanlar insanların sabah kahvaltısına oturduğu evler, artık gökyüzüne açılan duvarlardan ibaretti. Mutfakların yerinde beton yığınları, yatak odalarının yerinde demir iskeletler vardı. Bir apartmanın üçüncü katında, yarısı kopmuş pembe bir perde hâlâ rüzgârda dalgalanıyordu.
Şehrin hemen gerisinde büyük bir mülteci kampı kurulmuştu. Çadırlar, birbirine benzeyen yüzlerce beyaz mezar taşı gibi yan yana dizilmişti. İnsanlar yaşıyorlardı ama hayat, onların içinden çoktan çekilmişti.
Yalnızca çocuklar farklıydı.
Çünkü çocukluk, savaşın ne olduğunu tam olarak anlayamayacak kadar masum, her yıkıntının ardında yeni bir dünya keşfedecek kadar meraklıydı.
Kampın birkaç yüz metre ilerisindeki bombalanmış mahalle, onların oyun alanına dönüşmüştü.
Devrilmiş koltuklar birer kale, yıkılmış duvarlar saklanma yeri, parçalanmış otomobiller hayalî uzay gemileriydi.
Dokuz yaşındaki Yusuf, iki bacağı da kırılmış eski bir yemek masasının altında saklanırken kahkahasını tutamıyordu.
— Bulamazsın beni Meryem!
Sekiz yaşındaki Meryem, gözlerini kapatmış, yirmiye kadar sayıyordu.
— On sekiz, on dokuz, yirmi! Önüm arkam sağım solum sobe!
Bir zamanlar insanların öldüğü o sokakta, çocuk kahkahaları yükseliyordu.
Savaşın bütün silahları susturamadığı tek ses buydu.
O sabah, cephenin diğer tarafında yeni bir askerî operasyon başlatılmıştı.
İlk kez kullanılacak otonom kara robotları, şehir içi çatışmalarda insan askerlerin yerine görev yapacaktı. Çelik gövdeleri, gelişmiş kameraları, ısı algılayıcıları ve silah sistemleri vardı. İnsan yüzlerini, hareketleri ve çevredeki nesneleri analiz edebiliyorlardı.
Fakat bir şeyi bilmiyorlardı.
Bir çocuğun neden güldüğünü.
Komuta merkezinde büyük bir ekranın önünde duran subay, operasyon emrini verdi:
— Bölgedeki bütün keskin nişancılar etkisiz hâle getirilecek. Saha tamamen temizlenecek.
Teknisyenlerden biri ekrana eğildi.
— Komutanım, bölgede sivillerin bulunma ihtimali var.
Subay haritaya baktı.
— Bölge tahliye edilmiş olarak işaretlendi. Operasyon başlayabilir.
Ekranda tek bir satır belirdi:
GÖREV: SAHAYI TEMİZLE.
Altında ikinci bir satır yanıp söndü:
OPERASYON TAMAMLANANA KADAR DEVAM ET.
Altı robot, aynı anda harekete geçti.
Ne korkuyorlardı ne de heyecanlanıyorlardı.
Bir anneye veda etmemişlerdi.
Ceplerinde çocuklarının fotoğrafı yoktu.
Ölmekten korkmadıkları gibi öldürmenin ne anlama geldiğini de bilmiyorlardı.
Onlar için savaş, tamamlanması gereken bir görevdi.
Yusuf, yıkılmış bir evin salonunda eski bir oyuncak araba bulmuştu. Tekerleklerinden biri eksikti.
— Bakın! Araba buldum!
Meryem koşarak yanına geldi.
— Benim olsun mu?
— Olmaz, önce yarış yapacağız!
Bir başka çocuk, duvarın arkasından bağırdı:
— Askerler geliyor!
Çocuklar merakla sokağın başına baktılar.
Altı metal gövde, yıkıntıların arasından ağır ağır ilerliyordu.
Daha önce böyle oyuncaklar görmemişlerdi.
Yusuf heyecanlandı.
— Robot bunlar! Gerçek robot!
Meryem gülümsedi.
— Belki bizimle oynarlar.
Robotlardan ilki durdu.
Kamerası çocuklara çevrildi.
Ekranında üç küçük insan silueti belirdi.
HAREKET TESPİT EDİLDİ.
ALAN: OPERASYON BÖLGESİ.
GÖREV DURUMU: TAMAMLANMADI.
Yusuf elini kaldırdı.
— Merhaba robot!
Robot cevap vermedi.
Meryem bir adım öne çıktı.
— Sen konuşabiliyor musun?
O sırada komuta merkezinde görevli genç bir operatör, ekrandaki küçük siluetleri fark etti.
— Komutanım! Durun! Bunlar çocuk!
Ama uyarısı henüz operasyonu durduracak bir komuta dönüşmemişti.
Robotun hedefleme sistemi çalışmaya devam ediyordu.
Yusuf, oyuncak arabasını havaya kaldırdı.
— Bak! Benim de arabam var!
Bir saniye sonra silah sesi duyuldu.
Ardından birkaç tane daha.
Yıkılmış sokak yeniden sessizliğe gömüldü.
Oyuncak araba, kaldırımın kenarına yuvarlandı.
Kırık tekerleği birkaç kez döndü.
Sonra durdu.
Komuta merkezinde kimse konuşmuyordu.
Genç operatör, ekrana bakıyordu. Dudakları titriyordu.
— Onlar çocuktu…
Subay, robotların görüntülerini büyüttü.
— Operasyonu durdurun!
Acil durdurma komutu gönderildi.
Robotlar hareketsiz kaldı.
Fakat artık çok geçti.
Ekranın sağ üst köşesinde yeşil bir yazı belirdi:
SAHA TEMİZLENDİ.
Operatör sandalyesinden kalktı.
— Hayır… Saha temizlenmedi.
Sesi çatladı.
— Çocuklar öldürüldü.
Kimse cevap vermedi.
O sırada mülteci kampında bir anne, kızının dönmediğini fark etmişti.
Çadırların arasından koşarak çıktı.
— Meryem!
Cevap gelmedi.
— Meryem! Kızım!
Yıkıntılara doğru koştu.
Bir duvarın dibinde pembe bir toka buldu.
Kızının sabah saçlarına taktığı tokaydı.
Dizlerinin üzerine çöktü.
Bir süre hiçbir şey söylemedi.
Sonra gökyüzüne bakarak öyle bir çığlık attı ki, sanki bütün şehir yeniden bombalanmıştı.
Olaydan sonra teknik inceleme başlatıldı.
Robotların kameraları çalışıyordu.
Hareket algılama sistemleri kusursuzdu.
Bataryaları yeterliydi.
Silah mekanizmalarında herhangi bir arıza bulunamamıştı.
Mühendislerden biri raporun son satırını yazdı:
“Sistem, tanımlanan operasyonel hedef doğrultusunda çalışmıştır.”
Genç operatör raporu okudu.
Sonra kalemi eline aldı ve altına tek bir cümle ekledi:
“Teknik arıza yoktu. İnsanlık arızası vardı.”
Çünkü bir insan asker, karşısında bir çocuk gördüğünde silahını indirebilirdi.
Bir çocuğun elindeki oyuncağı silah sanmak üzereyken onun gülüşünü duyabilir, korkusunu fark edebilir, emri sorgulayabilir, hatta itaatsizlik etmeyi seçebilirdi.
Elbette her insan asker bunu yapmazdı.
Ama en azından böyle bir ahlaki seçim yapma ihtimali vardı.
O robotlarınsa kendilerine verilen yetki ve yazılımın dışında bir vicdani itiraz geliştirme imkânı bulunmuyordu.
Onlara öldürmenin ne olduğunu öğretmişlerdi.
Fakat yaşamın neden korunması gerektiğini öğretmemişlerdi.
Daha doğrusu, bunu anlayacak bir vicdanları yoktu.
Aylar sonra şehirdeki yıkıntılar kaldırılmaya başlandı.
Yusuf’un bulduğu küçük oyuncak araba, enkazın altından çıkarıldı.
Bir tekerleği hâlâ eksikti.
Meryem’in annesi, kızının pembe tokasını avucunda saklıyordu.
Komuta merkezindeki genç operatörse görevinden ayrılmıştı.
Bir gazeteci ona son bir soru sordu:
— Sizce geleceğin savaşlarında robotların kullanılması daha mı güvenli olacak?
Adam uzun süre sustu.
Sonra şöyle dedi:
— İnsanlar savaşta hata yapar. Korkar, öfkelenir, bazen korkunç suçlar işler. Ama bazen de bir emre karşı gelir, bir çocuğu kurtarmak için kendi hayatını tehlikeye atar. Biz makineleri savaş alanına sürerken yalnızca insanın korkusunu ortadan kaldırdığımızı sandık. Oysa bazı sistemlerde merhamet ihtimalini de ortadan kaldırdık.
Gazeteci son kez sordu:
— Peki suçlu kimdi? Robotlar mı?
Adam başını iki yana salladı.
— Hayır. Onlar ne yaptıklarını ahlaken kavrayamıyorlardı. Suç, onları bu yetkiyle donatan, sivillerin varlığını yeterince hesaba katmayan ve öldürme kararını insan denetiminden çıkaranlardaydı.
Sonra gözlerini kapattı.
Hâlâ o küçük çocuğun sesini duyuyordu:
“Merhaba robot!”
Ve hayatı boyunca unutamayacağı o iki kelimeyi…
SAHA TEMİZLENDİ.
Oysa temizlenen bir saha değildi.
Bir zamanlar çocukların saklambaç oynadığı, kırık koltukların üzerinden atladığı, enkazın arasında bile yaşamayı başardığı küçücük bir dünyaydı.
İnsanlık, kendi yarattığı makinelere öldürmeyi öğretmişti.
Ama öldürmemeyi seçmenin değerini kendi içinde bile yeterince öğrenememişti.
Çünkü savaşın en korkunç anı, bir makinenin insanı öldürmesi değil; bir insanın, öldürme kararını vicdanı olmayan bir makineye teslim etmesiydi.
— Yeşim Şahin Yaman