“Blue Lock” isimli çizgi dizi spor temalı bir çizgi dizidir. Futbol ilişkisel bir spordur ve içerisinde rekabet vardır. İnsanlar küçük yaşta sokaklarda serbest şekilde futbol oynar ve bunu eğlencesine oynar. İleriki dönemlerde kendilerini iyi bir futbolcu olarak hayal ederler. Futbolcu olmanın nasıl bir şey olduğu hakkında aslında çok da bir fikirleri yoktur. Antrenmanları, vücudu disipline etmeyi, oyunun kurallarını, oyunu izlemek ile oyun içerisinde bir aktör, oyuna bağlı bir parça olmak arasındaki farkı, rakibin beceriksizliği ile kişinin kendi yeteneği arasındaki farkı anlamadan, kontratları, ön plana çıkmayı, futbola dayalı bir hayatı, toplum içerisinde futbolcu statüsü ile barınmayı düşünmeden futbolcu olmayı hayal ederler. Dışarıdan davulun sesi hoş gelir. Zaten bu hayaller de çocukluk döneminden başlar. Hayatta her şeyin metalaşabildiğini unutmamak gerekir. Çocukken bu sporu bir eğlenceli bir oyun olarak görüp serbest bir şekilde futbol oynayabilirsiniz. Ancak gerçek futbol bu değildir. Rekabetçi sporlar birer savaştır. Sokak futbolunda doğa durumu vardır. Kilolu ve pasif olmayan insanlar kendini forvette bulurlar sokakta. Bunu eğlenceli bir oyun olarak görürler. Ancak futbolda her oyuncunun bir mevkisi vardır. Profesyonel futbolcular bir piyasa değerine, verilere sahiptir. Sokak futbolunda genelde yedekler, hakemler, seyirciler ve teknik direktörler olmaz. Kazanmak için ciddi bir rekabet ortamı da bulunmaz. Doğa durumundan kurallara uyulan yapay bir duruma geçiş olmaz. Bu yüzden futbol sokakta eğlence için oynanmaya devam edebilir. Ama eğlence sektörü olarak futbol, futbolcuları disipline eden, sağlıklı bir bedene sahip olmaya zorlayan, ona saha içinde ve dışında roller ve görevler yükleyen acımasız bir spordur. Rekabet varsa acımasızlık da beraberinde gelir. Merhamet ve yumuşaklık sporlarda kabul edilen şeyler değil naiflik olarak algılanan istisnai durumlardır. Seyirciler de el sıkışan futbolcuları değil birbiriyle kavga eden futbolcuları izlemeyi eğlenceli bulur. Seyirci için de sporcu için de futbol kendi içlerinde biriken tüm o öfkeyi, siniri boşaltmaya yarayan, insanların kendi yüklerini, yoğun ve tüketici, zararlı duygularını boşaltmaya yarayan bir spordur. Gergin bir maçta tutulan takımın attığı bir uzaktan gol taraftarların hazzını, duygularını zirveye çıkarır. Rakip takımın attığı gol de bir o kadar yıkıcı olur. Bu anlamda rekabetçi sporlar taraftara, müşteriye hitap etmeye, bilet, forma, takım ürünleri satmak, daha fazla taraftar çekmek için insanlarda aidiyet hissi oluşturmaya, insanların izlediği maçlarda zevk almasını sağlamaya çalışmaktadır. Yapılan transferler de taraftara forma satmak, taraftara içi boş da olsa umut satmak içindir. Mühim olan şey taraftar çekmek, sponsor bulmak, iş adamlarından ve devletten destek almaktır.

Blue Lock’da futbola yönelik gerçekçi bir bakış açısı yansıtılır. Bu anime aynı zamanda buram buram neoliberalizm, kişisel gelişim ve kahramanlık hikayesi kokar. Blue Lock, Japonya’da milli takımda forma giymek isteyen hırslı ve görece yetenekli futbolcuları bir arada toplamak ve Japonya’nın milli futbol takımını kökünden değiştirmek için kurulmuş bir kurumun adıdır. 300 tane ergen erkek buraya davet edilmiştir. Bu futbolculara bencillik aşılanmaktadır. Blue Lock’u kuran kişinin kendisi de Japonya milli takımının eski bir oyuncusudur. Kendisi çok derinlikli bir futbol bilgisine sahip, kendi bakış açısından emin birisi olsa da zayıf, çelimsiz vücudu onun daha iyi seviyelere çıkmasına engel olmuştur. Onun en çok istediği şey bencil bir forvet üzerine şekillenen bir Japonya milli takımı kurmaktır. Bu 300 ergen erkek de aslında Japonya milli takımının santraforu, 9 numarası olmak için birbiriyle rekabet ettirilmektedir. Amaç aslında elenmemektir. Belli bir sıralamanın altında kalan adaylar, yenilen takımlar elenmektedir. Sadece 1 kişi için “Wild Card” hakkı vardır elenenler arasında. Bu kişiler yapılan çeşitli yarışlar ve oynanan çeşitli maçlar öncesinde antrenman yapmakta ve düzenli beslenmeye çalışmaktadır. Cristiano Ronaldo, Pele, Maradona, Eric Cantona, Fernando Torres, Japonya genç takımının genç yıldızı Itoshi Sae gibi isimlerin basına yansıyan sözleri, bencil futbol anlayışları Blue Lock’un kurucusu Ego Junpachi tarafından dile getirilmektedir. Forvet pas vermez. Forvet bencil olur. Forvet gol atmak için inisiyatif alır ve şut çeker. “En çok gol atan ben olduğum için hâla konuşuluyorum. En iyi olarak anılıyorum.” diyen Pele, “Gol atarak yenilmeyi gol atmadan kazanmaya tercih ederim.” diyen başka ünlü futbolcular, Japonya’daki futbolun yetersizliğinden, naifliğinden yakınan, forvet mevkisinden 10 numara mevkisine geçiş yapan hissiz Itoshi Sae daha animenin başında gözümüze sokulmuştur. Bunun benzerini Burak Yılmaz da anlatır. Antrenman maçlarında bile gol atamadığı zaman telefonlarını açmaz ve takımı kazansa bile gol atmadığı sürece memnun değildir. Benzerini Batuhan Karadeniz de anlatır. Bir stoperden, bir ön liberodan, bir bek oyuncusundan gol beklenmez ama bir forvetin 3 maç üst üste gol atamaması büyük sorundur o forvetin kendisi için. Ego Junpachi hırslı, bencil, rekabetçi, mücadeleci, risk alan, inisiyatif alan, kahraman olmaya çalışan, fırsatları değerlendiren, kendi şansını kendi oluşturan cesur futbolculardan kadro kurmak ister. Kazanmanın yolunun bundan geçtiğine inanır. Ego Junpachi için futbol bir takım oyunu değildir.

Animede ana karakter olarak görünen isim Isagi Yoichi’dir. İsagi Yoichi, oynadığı takımın ulusal turnuvaya katılması için bir final maçında mücadele etmektedir. Boşta olan takım arkadaşına pas vermiştir çünkü onun gol atacağını ve bencillik yapmanın yanlış olduğunu düşünmüştür her ne kadar kendisinin de o pozisyonda takımı adına gol atabileceğine inansa da. Arkadaşının çektiği şut direkten dönmüş, rakip takım paslaşarak topu, o takımın popüler oyuncusuyla buluşturmuştur ve o da gol atıp taraftara ve takım arkadaşlarına galibiyet golünü attıktan sonra teşekkür etmiştir. İsagi’nin hocası kendi takımının oyuncularını tebrik ederken ağlamaktadır. Aynı şekilde diğer ergen erkek takım arkadaşları da ağlamaktadır. Takım oyununu sürdürdükleri için hoca oyuncuları ile gurur duysa da yenilgi herkesi yıkmıştır. Orada ağlamayan tek kişi ise İsagi’dir. Onun hissettiği şey üzüntü değil sitem, nefret, hırstır. Kazanamamak, inisiyatif almamak, takım oyunu mentalitesi onu kızdırmıştır. Blue Lock’tan teklif alan 300 oyuncudan biri olduktan sonra bir odada süre bitene kadar kendisine top çarpan son kişinin eleneceği söylendikten sonra İsagi, onun takımını eleyen popüler, yumuşak, karizmatik golcüyü elemiştir. O sahnede bencilliğin naifliğe üstün geldiğini görmekteyiz.

Tüm anime boyunca karakterlerin rekabetleri, kişisel gelişimleri, artan bencillikleri, genelde sabit duramayan egoları ve özgüvenleri, hırsları, kahraman olma çabaları gözler önüne serilmektedir. Seçilen karakterler Japonya’nın mevcut genç milli takımını yenmiştir. Sonrasında kendi karakter özelliklerine göre Avrupa’nın 5 büyük liginin takımlarına dağıtılmışlardır. Almanya ligi rasyonalizm ve verimliliği, İtalya ligi fizikselliği, savunmayı, forvet etrafında tek bir ruh olarak şekillenmeyi, İspanya ligi inovatifliği ve eğlenceyi, İngiltere ligi fizikselliği, istenen hedefe ulaşmaya yarayacak fiziksel gelişim antrenmanlarını, Fransa ligi ise yükselen bir lig olarak genç oyuncu yetiştirmeyi, parlatmayı ve satmayı hedeflemektedir.

Blue Lock panoptikon gibi tasarlanmıştır. Panoptikon Jeremy Bentham’ın hapishane tasarımıdır. Foucault gibi bio-politka ile ilgilenen isimlere göre okullar, iş yerleri, hastaneler, askeriye ve hapishaneler aynı işlevi görmektedir. İnsanları toplumdan izole etmeye, onları iyileştirmeye ve onları topluma entegre etmeye yararlar. Panoptikon tasarımına göre kapalı alanın ortasında uzun bir kule vardır. Bu kapalı alan çember şeklinde tasarlanmıştır. Bunun nedeni çemberin her köşesinin merkeze, ortaya eşit uzaklıkta olmasıdır. Kimileri daha yakında, kimileri daha uzakta değil herkes eşit uzaklıktadır. Kare, üçgen, paralelkenar, altıgen, yamuk, ikizkenar yamuk gibi tasarlansaydı geometrik olarak herkesin merkeze eşit uzaklıkta olması imkansız olurdu ve bu da panoptikonun temel felsefesine uymazdı. Kimseye olumlu veya olumsuz bir ayrıcalık gösterilmemektedir. Herkes kendisini sıradan bir numara gibi hissetmektedir. Bu mekanlar insanların göze batmamayı amaçlayacağı mekanlardır. Kimseye özel ilgi veya ayrıcalık gösterilmemektedir. Her şeyin bir standardı vardır ve bu standartlara herkesin tam anlamıyla uyması beklenmektedir. Ama Blue Lock’ta ana amaç göze batmamak değil, aksine göze girmektir. Her oyuncuya ilk başta aynı soğukluk ile yaklaşılmaktadır. Blue Lock’un içinde antrenman tesisleri, adayların takımlar olarak kaldıkları odalar, yemekhane vs. vardır. Burayı ise Ego Junpachi ve Anri organize etmektedir. Oyuncuların piyasa değerleri Yuan üzerinden temsil edilmektedir. Sergiledikleri performans ve istatistiklere göre değerleri artmakta ve düşmektedir.

Herkes Japon milli takımına girmek ve büyük liglere, büyük takımlara transfer olmak için mücadele etmektedir. Rekabet, başarı ve atılan goller esastır. Aslında hiç kimsenin özel olmadığı bir yerde karakterler ana kahraman olmaya çalışmaktadır. Tabi sonunda gördükleri şey herkesin yalnızca kendi hikayesinin ana karakteri olabildiğidir. Hepsi 1 numaraya ve Japon milli takımına yerleşmeye çalışmakta ve kalan hiç kimse deyimi yerindeyse takım arkadaşının gözünün yaşına bakmamaktadır. Çünkü esas olan şey takım arkadaşlığı değil rekabettir. Yani serbest piyasanın idealize edilen tam rekabet piyasası şartları adaylar üzerinden sunulmuştur. Yine bir kişisel gelişim ve başarı/başarısızlık hikayesi çatışma üzerinden aktarılmıştır. Klasik takım oyununu, arkadaşlığı ön plana çıkaran futbol animelerinden bu anlamda farklıdır. Hatta onlardan farklı bir şey sunmak için yapıldığı bile söylenebilir. “Başarmak isteyen bir şekilde başarıyor kardeşim. Başaramıyorsan ve başkası başarıyorsa sorunu kendinde arayacaksın. Bak adamlar ne yokluktan mucizeler çıkarıyorlar. Sen de çok çalışırsan sen de başarırsın.” Şeklindeki bakış açısını neoliberalizmde ne kadar görüyorsak Blue Lock’ta da o kadar görüyoruz. Rekabetin olduğu yerde herkesin kazanma imkanı yoktur. Birilerinin kazanması için mutlaka başkalarının kaybetmesi gerekir rekabetin esas olduğu, kontenjan ve sınırların olduğu yerlerde. “İyi olmak mühim değildir. En iyi olmak mühimdir. Tarih 2.’leri yazmaz.” bakış açısı da göz ardı edilemeyecek kadar yoğun bir şekilde işlenmiştir. Yapısal bir sorun kişiselleştirilmiştir neoliberalizmde olduğu gibi Blue Lock’ta da.

