
Günümüzde bir arkadaşından ya da akrabasından bir şey görüp link istemeyen kaldı mı? Özellikle 2025 için pek mümkün görünmüyor. Hayatlarımızı her ne kadar gereksiz şeylerden uzak tutarak yaşamaya çalışsak da eskiden gereksiz gördüğümüz şeylerin yerini yeni gereksizlerle doldurmak çağımızın klasik tabirle hastalığı değilse de yeni alışkanlığı diyebiliriz. Yeni şeylere sahip olmayı severken minimalizm sizce hayatımızın neresinde? Minimal yaşam isteği bugünlerde pek çok kişinin en büyük isteği çünkü evet her şey birbirine girmiş durumda. Peki her şeyin bu kadar hızlandığı bir yılda, minimalizm gerçekten bir çözüm mü, yoksa sadece iyi hissettiren bir fikir mi?
Minimalizm fikrinin ne olduğuna daha derinden bakalım. Sadece eşya azaltmak mı ya da bomboş bir ev mi? Hayır, aslında bu kavramı yaşamımızı nasıl yönettiğimize uzaktan bir bakış. Peki, amacımız gerçekten sadece az eşya mı, yoksa aslında az yük mü? Bu kavramın eşyalarla bağdaştırılmasının sebebi de gözle görülür olan şeyleri fark ediyor oluşumuz. Aslında öncelikle eşyalardan başlayarak minimal yaşama geçmenin fark etmediğimiz öyle çok artısı var ki…
Her yerde eşya olan bir eve girdiğinizi düşünün; raflarda kitaplar, sehpalarda eşyalar, masada biriken belgeler… Odaklanmak ne kadar zorlaşıyor, değil mi? Eşyaları insanlar gibi düşünebiliriz: kalabalık çoğaldıkça ses yükselir ve bir noktadan sonra kendi iç sesimizi duymaz oluruz. Dağınık bir ortamda zihnimizin de dağılması bu yüzden tesadüf değil. Elbette bu noktada çözüm ‘her şeyi atalım’ demek değil; önemli olan ortamın üzerimizde yarattığı baskıyı fark etmek. Çünkü fazlalık eşyalar yalnızca evimizi değil, zihnimizi de dolduruyor
2025 senesinde herhangi bir konudan bahsederken dijital dünyayı dışarıda bırakmak olmaz. İnanın ya da inanmayın minimalizmin kolları dijital dünyaya da uzanıyor. Sosyal medyada günde kaç saat vakit harcıyoruz? Bir arkadaşınızla otururken gelen ‘X size bir video gönderdi’ bildiriminin bile dikkatinizi anında bölmesi boşuna değil. Çünkü dijital uyaranlar artık sosyal ilişkilerimizin bile arasına giriyor; işte minimalizmin dijital tarafta en çok müdahale etmek istediği şey tam olarak bu. Telefona gelen bildirimlerin kapalı olduğu bir senaryoda zihnimizin o anki odağında kaldığını fark edeceksiniz. Dijital kalabalık sadece bir telefondan oluşsa da minimalizmin önündeki en büyük engel denebilir. Bazen fazla fotoğrafları silmek bile elinizdeki bir şey fiziksel olarak gitmese de da ‘oh be’ hissi verir. Telefon bildirimlerinden sosyal medyaya… Galerideki fotoğraf yığılması ve bütün gün izlenen videolar da buna dahil. Tüm bu dikkat kayıpları, minimalizmin önündeki engeller arasında sayılabilir. Her sabah telefonumuzu alıp bildirimlere bakmamız bile güne başlamadan zihnimizi bulandırmaya yetiyor. Belki de minimalizmin dijital dünyadaki engellerinin önüne geçmenin ilk adımı, sadece gerçekten önemsediğimiz bildirimlere izin vermekle başlıyor.
Tüketim kültürü hepimizi etkisi altına alırken hadi hepimiz dolabımızda ki kıyafet sayısına bakalım. Bir kış için kaç kazağımız var? Ya da 4 kişilik bir aile evinde ne kadar tabak var? Cevap: Çok. Eşyalarımız dolaplardan taşarken eskilerden vazgeçmek yerine yeni bir dolap alan kim bilir kaç kişi var. Yeni dolap hatta yeni ev almayı düşünmek yerine hiç kimse artık bir şey almamayı düşünmüyor. Belki her şeye bu kadar kolay ulaştığımız için belki de sadece herkes de var algısıyla alışveriş çılgınlığının bizi ele geçirdiği yadsınamaz bir gerçek. Babaannelerimize dönüp bu dantelleri ne yapıyorsunuz her yerde derken kendimizi neden hiç görmüyoruz peki?
Minimalizmin bir diğer faydası tabii ki cebimize. Daha az eşyaya harcama yapmak daha az borç birikimi demektir. Tüketimi azaltmak demek hiç harcama yapmayalım anlamına gelmesin, ama harcama yaparken buna gerçekten ihtiyacım var mı sorusunu unuttuğumuz bir dönemde yaşadığımız aşikar. Bu bilinçli, az harcama sadece para biriktirmek değil, aynı zamanda Finansal Özgürlük hedefine giden yolu da kısaltır. Daha az eşya satın almak hem borç birikiminin önüne geçiyor hem de gerçekten önemli olan şeylere bütçe ayırabilmemizi sağlıyor.
Hayatımızdaki bütün bu karmaşanın aslında zaman yönetimi açısından da bizi etkilediğini söylemek yanlış olmaz. Hiçbir şeye zaman yok ya da zamanımı yönetemiyorum diyen kimler? Fazla eşya almakla başlayan bu süreç, bir yerden sonra sizi öyle yormaya başlıyor ki zamanınızı bile yönetemez oluyorsunuz. Planlı olmak belki bir ajanda tutmak gündeminizi rayına oturtmak için güzel bir başlangıç olabilir.
Tüm bunları düşündüğümüzde, aslında hayatın her alanındaki fazlalığın zihnimizi ne kadar yorduğunu daha net görebiliyoruz. Minimalizme sadece daha az eşya bakışımız bu kavramı hayatımıza adapte etmemizi engelliyor.. Hayatımızda fazlalıkları bir kere görürsek kalabalığın bizi ne kadar yorduğunu, aslında ne kadar çok uyaranla başa çıkmaya çalıştığımızı fark edeceksiniz. 2025 yılında bu tanıma adapte olmak belki çok zor… Telefonlar, tüketim çağı, her gün yeni bir şeyler ama minimalizmin imkansız olmadığı da bir gerçek. Bunu ben biliyorum ve artık siz de biliyorsunuz. Tek yapmanız gereken, hayatınızda küçücük bir yerden başlamak.
Beste Dalkılıç
